Firavun Nedir ? Firavunlar’ın Bilinmeyen Özellikleri

Mısır tarihinde yaygın ve bilinen anlamıyla ‘Firavun’ terimi ilk olarak M.Ö. on dördüncü yüzyılda 4. Amenhotep yönetimindeki yeni krallık döneminden itibaren kullanılmaya başlamıştır. Hz. Yusuf (aleyhisselâm) bu tarihten en az iki yüz yıl önce Hiksoslar döneminde yaşamıştı. 1 Firavun kelimesinin kullanımı Hiksoslar döneminin sona ermesinden itibaren söz konusudur. Firavun kelimesi başlangıçta “krallık sarayı” anlamına gelirken, yeni krallıktan itibaren (18. hanedandan başlar; M.Ö. 1539–1292) bugün bilinen anlamda kullanılmış, yirmi ikinci sülale dönemine doğru ise (M.Ö. 945–730) sadece bir saygı unvanı olmuştur.2 Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Yusuf dönemindeki Mısır yöneticisinden söz edilirken “hükümdar, kral, sultan” anlamlarına gelen “el-melik” kelimesi, Hz. Musa dönemindeki Mısır yöneticisi içinse “Firavun” kelimesi kullanılmaktadır ki, bu ayrım Kur’ân-ı Kerîm’in mucizevî yönlerinden sadece birisidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Firavun ile ilgili anlatımlar, kısa bölümler hâlinde yirmi bir kadar sûrede yer alırken, A’râf (7/103–137), Yunus (10/75–90), Tâhâ (20/43–79), Şuarâ (26/11–68), Kasas (28/36–42) ve Mü’min (40/24–29) sûrelerinde ise ayrıntılı bir şekilde yer almaktadır. Firavun kelimesinin geçtiği âyet-i kerîmelerin sayısı ise yetmiş dörttür. Firavun ve melei3 Musa peygamber aracılığı ile gelen mucizeleri sihir diyerek inkâr etmişlerdir. Ancak bu inkârları ile de kalmamış, Musa (aleyhisselâm) ve beraberindekileri ülkedeki yönetimi ele geçirmeye çalışmakla suçlamışlardır.

Soykırım ve Katliam Yaptırması

“Firavun dedi ki: Oğullarını taktîl ederiz, kadınlarını da sağ bırakırız ve hiç şüpheniz olmasın ki, biz onların üstünde kahir hükümranlarız.” (Kasas, 28/4) Âyet-i kerîmede geçen “taktîl” kelimesi, aşırı katliam yapmak veya sık sık öldürmek anlamına gelmektir ki ‘katl’ ve ‘zebih’ kelimelerinden (Bakara, 2/49; Kasas, 28/4) daha kapsamlıdır. Bir mânâda soykırım demektir. Firavun’un en kötü yönlerinden birisi de budur. Firavun melei, bütün erkek çocukların öldürülmesi konusunda Firavunu teşvik etmiş, Hz. Musa’nın dünyaya geleceği sırada bir önceki Firavun döneminde İsrail oğullarının çoğalmamaları için yapılan bu uygulama, Hz. Musa’ya tâbi olanlara da uygulanarak, ikinci bir işkence ve katliam dönemi başlatılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu durum: “Biz, hem sen bize gelmeden önce, hem de sen bize peygamber olarak geldikten sonra işkencelere maruz kaldık!” (Araf, 7/129) şeklinde belirtilmektedir. Firavun ve meleinin, inanan insanlara karşı uygulamak istedikleri bu ikinci soykırım teşebbüslerine tam olarak ulaşamadıkları anlaşılmaktadır (Mümin, 40/25).

Halka Korku Salması “Firavun ve kavminin kendilerine işkence etmesinden korkuya düştükleri için kavminden bir grup gençten başka kimse Musa’ya iman etmedi. Çünkü Firavun yeryüzünde ululuk taslayan (bir diktatör) ve haddi aşanlardan idi.” (Yunus, 10/83) Bir tehlike karşısında şiddetli heyecan ve dehşete kapılma haliyle ortaya çıkan duyu durumuna “korku” denmektedir. Bu duyu durumu, irade ve mantıkla kontrol altına alınamayan, insanın içini daraltan yakın bir tehdit hissidir. İşte azgın, haddini aşmış, küfürde olduk­ça ileri gitmiş, israfçı ve yücelik taslayan Firavun idaresindeki halk, inanç özgürlüğüne sahip olmadığı gibi aynı zamanda idareden de büyük bir korku ve endişe duymaktaydılar. Bu büyük korkunun neticesinde âyet-i kerîmede belirtildiği üzere Hz. Musa’ya (a.s) inananların sayısı oldukça az seviyede kalmıştır. Burada “zürriyet” kelimesi ile kastedilen, iman edenlerin sayısının az olduğunu belirtmektir. İbn Abbas: “Sayıca önemsiz bir topluluk ‘zürriyet’ lâfzıyla ifade edilir” demektedir. Hz. Musa’ya (a.s) inanan kimselerin sayıca az olmalarının sebebi, Firavun’un kendisine muhalefet eden kimselere dehşetli işkenceler ve katliamlar uygulamasıdır. Fi­ravun, uyguladığı bu cezalarla Hz. Musa’ya (a.s) inananları dinlerinden döndürmeye çalışmıştır.

İlâhlık İddia Etmesi “Adamlarını topladı ve onlara: ‘Sizin en yüce rabbiniz benim!’ dedi.” (Naziat, 79/23-24) Firavun, yaratıcıyı kabul etmeyen bir mülhit ve materyalistti. Bu yönüyle o âdeta aklını yitirmiş bir insan görünümündedir. Firavun’a, “Ben si­zin en büyük tanrınızım.” dedirten duygu, insanın içindeki yetkinlik ve yüksel­me isteğinin sapkın bir hâlidir. Çünkü gerçek yetkinlik ve yüksekliğe ancak mârifetullahta derinleşmek, rıza-i ilâhî yörüngeli yaşamak ve ilâhî ahlâka bezenmekle ulaşıla­bilir. Bunun dışındaki bütün benlik ve şeref iddiaları aslında bir sefalet ve düşüştür. Firavun, iddiasındaki gibi azametli ve cesur birisi de değildir. Tam tersine bütün müstebitler gibi oldukça korkak ve riyakârdır. Zor durumda kaldığında geri çekilmekte ve: “Bana bu konuda ne emredersiniz?” (A’râf, 7/110; Şuara, 26/35) diyerek etrafındakilerden âdeta yardım dilenmektedir. “Siz ne düşünüyor, ne diyor, ne teklif ediyorsunuz?” yerine “Bana ne emrediyorsunuz?” demesi, yönetim ve işleri yürütme yetkisinin, danışma meclisinin elinde bulunduğunu itiraf etmek demektir. Bu da Firavun’un güttüğü dava açısından temel çelişkilerden birisidir. Demek oluyor ki Firavun, önemli bir olayın sıkıntısı altında kalınca, tanrılık davasını geçici olarak bir tarafa bırakıp, kulları saydığı adamlarından ve memurlarından meydana gelen topluluğa karşı “Ne emrediyorsunuz?” demektedir.

Büyüden ve Büyücülerden Medet Umması Firavun, hastalık derecesinde kendisini tanrı konumunda gördüğü ve inandığı hâlde (Kasas, 28/38; Şuara, 26/29) büyücü rahiplerden medet ummuş, sadece yönetimde etkin olacakları vaadi ile değil ama aynı zamanda büyü yapmaları konusunda onlara baskı uygulayarak (Tâhâ, 20/73) Hz. Musa’ya (a.s) karşı mücadeleye girişmiştir. Firavun ve melei, aslında büyücü rahiplere inanan kimseler değillerdi. Onlar için asıl önemli olan halkın Firavun’u ilâh şeklinde telakkisinin devamı idi (Şuara, 26/40). Sihirbazları gayrete getirmek ve Hz. Musa (a.s) karşısında bu büyücülerin galip gelebilmelerini temin etmek için onlara idarede söz sahibi olacakları yalanını bile söylemiştir (Şuara, 26/40,42). Ancak yaptıkları büyülerin işe yaramadığını gören ve gözleri hakikate açılan rahipler, Hz. Musa’nın (a.s) getirdiği mucizelerin Allah katından olduğunu derhal anlamış ve iman etmişlerdir. Firavun bu defa iman eden sihirbazlara zulüm ve işkence yolunu seçmiştir. “Firavun dedi ki: Demek siz, benden izin almadan ona iman ettiniz! Şüphe yok ki bu, yerleşik Kıpti zümresini yurtlarından sürmek için, sizin şehirde beraberce plânladığınız, gizli bir oyundur. Ama yakında bileceksiniz başınıza gelecekleri!” (A’râf, 7/123) Allah’a ve Peygamber’ine iman edildiğinde haksızlık ve tahakküm yollarının kapanacağını gören Firavun, bu sözüyle kamuoyunu yanıltmak ve heyecan vermek için siyasî bir entrika çevirmektedir. Tamamıyla aleyhine sonuçlanan yarışmayı, kendi iddiasını ispat eden bir olaymış gibi göstermeye çalışmakta ve aslında kendisi bir nevi siyasî sihirbazlık ve şarlatanlık yapmaktadır. Böylece Hz. Musa’nın peygamberliğine olduğu gibi, onu tasdik eden sihirbazların imanları hakkında da yok yere şüpheler uydurup ortaya atmakta ve kamuoyunun zihnini bulandırmaktadır

Din Konusunda Şüphe Yayması ve Ülke Bölünecek Propagandası Firavun, sihri en iyi bilenler diyerek seçtiği kimselerin, büyük kalabalığın huzurunda Hz. Musa’nın (a.s) nübüvvetine iman ettiklerini görünce, bu durumun Hz. Musa’nın nübüvvetinin sıhhatine güçlü bir delil olacağı endişesini duymuştur. Kavminin, Hz. Musa’nın nübüvvetine inanmalarına engel olsun diye, o anda halkın kulağına iki çeşit şüphe atmaya çalışmıştır: Attığı birinci şüphe, onun: “Bu, hiç şüphesiz ki şehirde kurduğunuz bir tuzaktır.” şeklindeki sözüdür. Abdullah b. Mes’ud diyor ki: “Meydanda toplanıp karşılıklı yarışmaya girmeden önce Musa, sihirbazların liderine: “Eğer ben sana galip gelecek olursam bana iman eder ve getirdiğim dinin hak olduğuna şahitlik eder misin?” diye sormuş, sihirbazların lideri ise: “Yemin olsun, yarın öyle bir sihir yapacağım ki, hiçbir sihir ona galip gelemez. Şayet sen bana galip gelecek olursan ben sana iman edeceğim ve getirdiğinin hak olduğuna şahitlik edeceğim.” demiştir. Bu konuşmayı gözlemiş olan Firavun, daha sonra bu konuşmayı çarptırarak: “Bu sizin kurduğunuz bir tuzaktır.” demiş ve böylece halkın arasına Hz. Musa’nın (a.s) peygamberliği ile ilgili şüphe yaymak istemiştir.6 Yaymaya çalıştığı ikinci şüphe ise Hz. Musa (a.s) ile sihirbazların maksatlarının, güya aralarındaki anlaşmaya göre, hâkim unsurların ülkeden çıkarılacağını, rejimin değiştirileceğini ve hâkimiyetlerinin sona erdirileceğini öne sürmek olmuştur.

Devasa Tapınaklar ve Dikilitaşlar Yaptırması Allah (celle celâlühü), bundan binlerce sene önce Mısır’ın yönetiminde diktatör olarak söz sahibi olan Firavun’un karakteristik özelliklerinden birisinin وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ / zi’l-evtâd” (Fecr, 89/10) olduğunu belirtmektedir. Bu âyet-i kerîmede yer alan “evtâd” kelimesi değişmeceli olarak izzet ve hâkimiyet, Firavun’un insanlara azap etmek için yaptırdığı bir düzenek, Firavun’un ordusu, Firavun’un kalabalık cemaati gibi mânâlarda anlaşılmıştır.7 Ancak bilindiği üzere Firavun idaresinin en belirgin özelliklerinden birisi de kutsallaştırmaya çalıştıkları kendi mezarları yani piramitlerdir. Bu piramitlerin yanı sıra, yukarıya doğru incelerek yükselen ve tepesinde küçük birer piramit örneği bulunan dikilitaşlar da şehirlere Firavunların hâkimiyet alâmeti olarak dikilmiştir. Bütün bu açılardan bakıldığında, âyet-i kerîmede yer alan “zi’l-evtâd” tabiri, diğer anlam tabakalarının yanında -Allahu a’lem- “piramitler ve dikilitaşlar sahibi” şeklinde de anlaşılabilir.

Gayet Yüksek Kule Yaptırması Kur’ân-ı Kerîm’de Kasas ve Mü’min sûrelerinde Firavun, yardımcısı Haman’a şöyle demektedir: “Firavun dedi ki: ‘Ey benim danışmanlarım ve devlet adamlarım! Ben sizin benden başka bir ilâhınız olduğunu bilmiyorum. Hâmân! Haydi, benim için tuğla ocağını tutuştur, balçığı pişir, fazlaca tuğla imal ettirip benim için öyle yüksek bir kule yap ki, belki de onun vasıtasıyla yükselip Musa’nın (varlığını iddia ettiği) Tanrısını görürüm! Aslında, ben onun yalancının biri olduğu görüşündeyim!” (Kasas, 28/38) Kur’ân-ı Kerîm’in anlattığı bu kule yakın zamana kadar bulunamamıştı. Ancak 1984 yılında, İskenderiye limanının birkaç yüz metre açığında yer alan ve ağırlıkları 10 ile 75 ton arasında değişen pembe granitten dev bloklar tespit edilmiştir. Bir Mısır bilimci olan Jean Pierre Corteggiani’ye göre, bu dev granit bloklar İskenderiye Feneri’ne aittir. Ayrıca Ranke tarafından hazırlanan Dictionary of Personal Names of the New Kingdom adlı Mısır isimleri sözlüğünde, Hâmân’ın, Taş Ocakları İşçilerinin Şefi olduğu kayıtlıdır.8 Hiyerogliflerde Hâmân’ın isminin yanındaki ayıraç ise onun Firavun’un yardımcısı olduğunu göstermektedir. Çünkü Mısırlılar, kelimeleri çok özel bir durum olmadıkça hep bitişik yazmaktaydılar. Bu hiyerogliflerin okunabilmesi, Kur’ân’da açıklandığı gibi Hâmân’ın Eski Mısır’da yaşadığını ve Firavuna yapılar inşa eden bir kişi olduğu ortaya çıkarmıştır.

0 0 0 0 0 0
  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki içerik:

Arkeoloji Nedir ?

Makale gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 478